top of page

FanfinifinFON

Yazarın fotoğrafı: Atilla ATEŞOĞLU
Atilla ATEŞOĞLU
30 Eyl
4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 30 Eyl

Bundan neredeyse 100 yıl önce Erich Maria Remarque, 1. Dünya Savaşı günlerini, savaşta yaşanan kayıpları ve savaş sonrası hayatta kalan insanların ruhen bir ölüden farksız hallerini “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” adlı eseriyle anlatmıştı.


Geçen 100 yılın ardından bugün Türkiye’de yaşayan, parayı pulu geçtim, artık tutunacak bir umudu bile kalmamış, kendi kuyu tipi hücrelerinde merdivensiz kalan bu insanlar için de tarihe bir not düşülmeli artık. Romanla mı olur, filmi mi çekilir bilinmez.


Günlerdir tek bir gündemimiz var: Fonlar, fonzedeler, turnayı gözünden vuranlar, vurup kaçamayanlar…


Önce bir iğneyi kendimize batıralım. Cephanemiz çuvaldız dolu, sonrasını merak etmeyin.


Bitcoin peydah olur. Dünyada vatandaşları en çok Bitcoin alan üçüncü ülke Türkiye olur. Ne dünyanın en güçlü üçüncü ekonomisiyiz, fazla parayı yatıracak yer arıyoruz ne de dünyanın en kötü üçüncü ekonomisiyiz de aç karnımızı doyurmaya çalışıyoruz. Tek derdimiz bir an önce köşeyi dönmek, hem de en afillisinden.


Titan saadet zincirinden Çiftlik Bank’ına, Jet Fadıl’ından Seçil Erzan’ına... Sen yeter ki bir köşe göster; futbolcusundan hocasına, hocasından hacısına herkes dönmek için elinde tuzla koşsun.


455 bin 758 mağdur. Hepsinin tek bir mağduriyeti var. O da şimdi sayıp sövdüğü, devlet onlardan alıp paramızı bize geri versin dediği kişilerin yerinde olamamak. Hepsinin tek hayali buydu.


Hatta bu arkadaşlara göre devlet ne yapıp edip bu parayı Merkez Bankası rezervlerinden ödemeli. Belki şimdi bu istekleri duyunca “hadi lan oradan” diyorsunuz ama hiç belli olmaz. Her şey, bir seçim arifesi oyların kafa kafaya gelmesine bakar. 38 yaşında insanların emekli edilmesine ses etmediniz. Bu para rezervden de ödense hazineden de ödense sesiniz yine çıkmaz. Çünkü o sırada sizi de aç bırakmazlar. Ya trafik cezanızı silerler ya da kredinizin faizini. Siz de çarıklarınızı birbirinize vura vura keyifli bir türkü tutturur evin yolunu tutarsınız. Devletin malı deniz, yemeyen keriz.


Gelelim şu fanfinifinfon işlerine. Karı koca toplamda 163 milyon yatırmışlar ve 2 milyar 170 milyon lirayı cukkalamışlar. Herkesin odağı 2 milyar, ben ise hiç 2 milyarında değilim işin. Benim için asıl sorgulanması gereken 163 milyon.


Beni en çok korkutan şey de şu: Peki ya Fatma Betül Sayan masumsa(!)? Ya bu fon olayı Fatma Betül Sayan’ın tüm malvarlığını bir hisseye bastığı bir tezgâh değilse? Ya sağdan soldan duyulmuş masum bir tüyo sonucu parasının bir kısmı ile yapılan bir yatırımsa bu olay? Ya Fatma Betül Sayan’ın 2009 yılında başlayan iktidar yürüyüşünün sonunda 163 milyon lira, malvarlığının sadece küçük bir kısmıysa?


Dedim ya, 2 milyarında değilim. Vurgunun bu kadar büyüğü pek sık olmaz, olunca da enselenme riskin yüksek olur. Beni endişelendiren sürdürülebilir söğüş. Ya bu hanımefendi ve eşi gözü karartmayıp 2 milyarlık vurgun yapmasaydı? İşte o zaman ne sadece tek bir hisseye bastıkları 163 milyon gündeme gelecekti ne de buzdağının görünmeyen kısmındaki malvarlıkları.


Fatma Betül Sayan ilk kez gündemimize gelmiyor bu arada. 2009 yılında Kadir Topbaş’ın başkanlığındaki İBB’nin şirketi İSBAK’a işe girer girmez, ABD’deki eğitimi için İBB tarafından kendisine 105 bin USD burs sağlanmıştı. Maddi durumu elvermediği için eğitimini ancak aldığı bursla tamamlayabilen Fatma Betül Sayan, geçen 17 yılın ardından 163 milyonu gözü kapalı tek bir hisseye basabilecek kadar serpilmişti.


Kendisinin bursunun usulsüz verildiğini iddia edip bu paranın faiziyle İBB’ye iade edilmesini isteyen başkanın diploması elinden alındı, mazbatasının alınmasına da birkaç muhalif belediye meclisi üyesini daha hizaya çekmek kadar ramak kaldı.


Ortalık sakinleşince ne olur bilinmez. Belki de tüm bunlar FETÖ’nin bir oyunudur da biz fark etmemişizdir. Belki olayların gerçek yüzü aydınlatılıncaya kadar Fatma Hanım, X (Twitter) hesabından cumaları bakara makara ortaya karışık bir şeyler yapar, sistem yine kendi evlatlarına kıyamaz ve bir bakmışsınız hanımefendi çok da gündeme gelmeyeceği uzak bir ülkede büyükelçi oluvermiş bile.


Fatma Betül Sayan son olmayacak, belli. Peki ama ilk mi?


Çok uzaklara gitmeyin. Zamanın bir diğer Ak Parti MKYK üyesi Zehra Taşkesenlioğlu’nu hatırlayın. Kendisi Ak Parti’nin ağır toplarındandı. Abisi Ali Fuat Taşkesenlioğlu 16 yıl Bank Asya’da çalıştı. Gariban Bank Asya’da hesabı var diye hesap verirken, kendisi Halk Bankası Genel Müdürlüğü yaptı ve nihayetinde de SPK Başkanlığına kadar yükseldi.


Zehra Taşkesenlioğlu için zor günler, kendisi, abisi ve eşi hakkında Sedat Peker’in ortaya attığı yolsuzluk iddialarıyla başlayıp devasa malvarlığının ortaya saçıldığı olaylı boşanma süreci ile devam etmişti. Zehra Hanım katıldığı bir programda, feleğin çemberinden geçiş mücadelesini ise şu sözlerle ifade etmişti:


“Allah insanı vererek de imtihan eder, alarak da imtihan eder. Ben Allah’ın vererek imtihan ettiği kullardanım şu an. Hakikaten ağır bir imtihan. Allah bu imtihanı yüzümüzün akıyla teslim etmeyi bizlere nasip etsin.” 


Zehra Hanım’dan boşandıktan sonra eski eş Ünsal Ban, 3 farklı suçlamadan dolayı yurt dışına çıkış yasağı ile ülkede serbestçe dolaşıyorken, elini kolunu sallaya sallaya yurt dışına kaçtı. Karıştırmayın ha! Başka ülkeden değil, muhalif komedyenlerin hakkında gözaltı kararı alınınca, tatilini bırakıp döndüğü ve buna rağmen “kuyu tipi” güneş görmez cezaevlerinde tutuklu tutulduğu ülkeden, elini kolunu sallayarak kaçtı.


Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var mıdır bilmem ama Türk siyasetinde her bir kadının arkasında yolsuzluk iddialarına bulanmış bir erkek var. Bu ne yazık ki Tansu’sundan Fatma’sına; Fatma’sından Zehra’sına acı bir gerçek. Kim bilir belki de benim başörtülü bacılarım yine makûs kaderini yenememişlerdir ve yine toplumun onlara verdiği mağdur(!) rolünü kocalarının gölgelerinde oynamak zorunda kalıyorlardır.


Bu başörtüsü meselesi her açıldığında, özlemle anılan o 90’ların en boktan yıllarında, kamusal alan tartışmalarının göbeğinde, ilkokula giden bir çocuğun annesinin kaygılı gözleri aklıma gelir. Millî bayramların kutlama törenlerinin okul bahçelerini kamusal alana dönüştürdüğü günlerde, kafasında baş örtüsü var diye bahçenin dışına çıkarılan ve bahçe duvarının ardından da olsa çocuğunun bu heyecanına ortak olmaya çalışan annem.


Batı cephesinde olduğu gibi bu topraklarda da değişen pek bir şey yok. Belki sadece yer değiştirdiler o kadar.

Yorumlar


bottom of page