Yeni Trend Haset: Galatasaray Nefreti
- Atilla ATEŞOĞLU

- 17 Mar
- 8 dakikada okunur
90’larda ve 2000’li yılların başlarında özellikle Avrupa’daki başarıları ile toplumun önemli bir kesiminin ikinci takımı Galatasaray iken bugün gelinen noktada en çok nefret edilen, başarısız olması için sabırsızlanılan takım Galatasaray.
Dört büyüklerin dışında bir maça gitmişseniz ve tribünleri ayağa kaldırmak isterseniz herkesi harekete geçirecek ortak bir slogan vardı düne kadar “Ağaya kalkmayan Fenerli olsun!”. Bugün ise maç öncesi ve sonrası röportajlarında görüyoruz ki özellikle Beşiktaş ve Trabzonspor taraftarları “Galatasaray şampiyon olacağına Fenerbahçe olsun” diyor. Peki ama ne değişti? Galatasaray mı yoksa Türkiye mi?
Öncelikle Galatasaray’ın Beşiktaş ve Trabzonspor’a karşı bakış açısını değerlendirelim.
Beşiktaş ile başlayalım. 2024-2025 sezonunun başındaki Süper Kupa maçında Beşiktaş, Galatasaray’ı 5-0 yendi. Galatasaray ne mi yaptı? Maçın tam da ortasında 47. dakikada Beşiktaşlı futbolcu Immobile’nin topu bırakıp Barış Alper’in kafasına savurduğu darbelere kırmızı kart çıkarsaydı maç bu hale gelmezdi deyip isyan etmedi, maçtan sonra bildiri de yayınlamadı. Çıktı bir de seremonide bu ağır mağlubiyete rağmen rakibini alkışladı.
2025 yılında İnönü’de oynanan maçta daha 36. Dakikada Frankovski’nin müdahalesine kırmızı kart çıktı ve Galatasaray maçı 10 kişi tamamlayıp 2-1 yenildi. Bir tane hakem yorumcusu bile pozisyona kırmızı kart demedi. Galatasaray yine çıkıp bir bildiri falan yayınlamadı, işine baktı, sezon sonunda da şampiyon oldu.
Aynı yıl Galatasaray’ın stadında oynanan maçta ise Galatasaray tribünleri açtığı pankart ile kardeşini kaybeden Beşiktaş teknik direktörüne bu şekilde başsağlığı diledi:

Peki kendisine 5-0 yenildiğinde alkışlayan, aralarında oynanan derbilerdeki hakem hatalarının arkasına sığınmayan, rakip takım hocasına başsağlığı dileyen Galatasaray’a karşı Beşiktaş yönetiminin tavrı nasıl?
Beşiktaş yönetimi Galatasaray’ın adını bile ağzına almıyor. Galatasaray’ın Beşiktaş semtindeki adı malum takım. Fenerbahçe’nin Başkanı bu hakem meselesine bahane bulma işine fazla girmezken, Beşiktaş Başkanı çıkıp Fenerbahçe’nin de hakkı yeniyor aslında diye açıklama yapıyor ve nihayetinde Fenerbahçe Başkanı da açıklama yapmak zorunda kalıp evet hakkımız yeniyor diyor. Böyle bakınca da sarı lacivert salıncakta sallanan kartal figürünün anlamı daha da bir değer kazanıyor.
Beşiktaş’ın bu vekalet ücreti almadan üstlendiği avukatlık görevi karşısında Fenerbahçe’nin Beşiktaş’a karşı tavrı ne peki? Az önce size Galatasaray tribünlerinin Beşiktaş’ın hocasına karşı tavrını gösterdim. E o zaman bir de Kadıköy’de Beşiktaş teknik direktörü için açılan pankarta bakalım.
Yıl 2005. Yeni adıyla Chobani, eski adıyla Şükrü Saraçoğlu stadında oynanan derbide Fenerbahçe taraftarları bir pankart açıyor. Pankartta şu yazıyor: Rıza Efendi 2 Ekmek 1 Süt. Sözüm ona babası kapıcı olan ve gençliğinde babasına kapıcılık işinde yardımcı olan Beşiktaş’ın teknik direktörü Rıza Çalımbay aşağılanmaya çalışıyor.

Beşiktaş seyircisinin Fenerbahçe’ye karşı minneti; finansal yeterliliği olmadığı için yıllardır geri getiremediği Talisca’yı alan Fenerbahçe’nin yılda bir kez onu İnönü’ye getirip Beşiktaşlıların çıplak gözle Talisca izletmesini sağladıkları için olabilir. Orasını bilemem ama Galatasaray olsaydı eğer Talisca’yı Türkiye’ye getiren, bunun için malum takıma (!) ayrıca kurulacakları hiç şüphesiz bir gerçek.
Sakatlanan oyuncu sebebiyle taca atılan topu iade etmek yerine o topla hücum etmek, yerde kıvranan oyuncunun üzerinden atlayıp maça devam etmek. Bunlara zaten hiç girmeyelim. Bu tarz efendiliklerde de (!) örnek alınan camianın hangisi olduğunu anlamak için zihin açıklığına gerek yok.
13 yıl önce de Muslera sakatlanmış ve topu taca atmıştı bir Beşiktaş-Galatasaray maçında. Beşiktaşlı oyuncular bir güzel oyuna devam edince gereken raconu sahada Melo kesmiş ve ardından Olimpiyat Stadındaki tüm Beşiktaşlılar sahaya dökülmüştü. Yazının birçok yerinde Galatasaray cephesinin angajman kuralları gereği karşılık hakkı bulunmasına rağmen kullanmadığını görürken burada biri çıkıp durun bakalım efendiler demiş. Dinsizin hakkından gelmek için bazen bir imansız çare oluyor tüm ayıpları yüze vurmaya.
Beşiktaş konusunu yavaş yavaş kapatırken, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ortak sponsorluklar tarafından beslenen ve Koç ailesi tarafından desteklenen yapısı dikkate alındığında Galatasaray düşmanlığının finansal bir kök nedeni olduğundan da bahsetmeden geçmeyelim.
Peki ya Trabzonspor’a ne demeli? Maç sonu röportajlara bakın tek bir ortak dil: "Galatasaray gibi dostumuz olacağına Fenerbahçe gibi düşmanımız olsun. Galatasaray sinsi bir takım ama Fenerbahçe mert rakip."
Trabzonspor’un Galatasaray nefretinin başlıca argümanı ise başarılı performans gösteren Trabzonspor oyuncularının Galatasaray’a transferi. Gelin Trabzonspor’dan Galatasaray’a transfer olan oyuncuların transfer süreçlerine bir göz atalım.
Burak Yılmaz: 5 milyon Euro serbest kalma bedeli olan Burak, Spartak Moskova bu parayı ödediği için Rusya’ya transfer olacakken son anda havalimanında Galatasaray devreye giriyor ve 5 milyon Euro’yu Trabzonspor’a ödeyip oyuncuyu alıyor. Ne bir oyuncu ayartma var ne de bir katakulli. Galatasaray almasa Burak zaten Trabzonspor’dan ayrılıp Rusya’ya gidecek.
Selçuk İnan: Trabzonspor’da sözleşmesi bitmiş ve Trabzonspor ile mukavele imzalamamış olan Selçuk’a hem Galatasaray hem de Fenerbahçe transfer teklifinde bulunuyor. Selçuk, Fatih Terim’in de etkisi ile tercini Galatasaray’dan yana kullanıyor. Yani Selçuk Trabzonspor defterini kapamış zaten. Ya Galatasaray’a gidecek ya da Fenerbahçe’ye. Tercihini Fenerbahçe yerine Galatasaray’dan yana kullandı diye mi Galatasaray Trabzonspor’un düşmanı oluyor?
Umut Bulut: Uzun yıllar Trabzonspor’da oynayan oyuncu Fransa’da Toulouse’a transfer oluyor ve orada geçirdiği bir yılın ardından Galatasaray’a transfer oluyor. Trabzonspor ile alakalı hiçbir durum yok zaten bu transferde.
Engin Baytar: 2011 yılında Engin 1,1 milyon Euro karşılığında Galatasaray’a transfer olmuş. Trabzonspor ile Galatasaray bir satış fiyatı üzerinde anlaşmış ve transfer gerçekleşmiş. Hiçbir olumsuzluk yok transfer sürecinde.
Olcay Adın: 2014 yılında Trabzonspor 4 milyon Euro karşılığında oyuncusunu Galatasaray’a satıyor. Yine bir kavga gürültü yok.
Uğurcan Çakır: 2023 yılında Galatasaray’ın Uğurcan ilgisine karşı ancak formasını TS Club’dan alabilirsiniz paylaşımının ardından TS yönetimi Uğurcan’ı 2025 yılında 36 milyon Euro bedelle Galatasaray’a satıyor. Bu konuda Trabzonspor taraftarı birine sinirlenecekse bu, yaptığı gidere rağmen 2 sene sonra gelirine bakıp 36 milyon Euro karşılığında kaptanını Galatasaray’a satan Trabzonspor yönetimi olmalı. Kaptanımın ancak formasını alırsınız deyip sonrasında canlıyı masada görünce hediye paketi yapıyorsan, bu senin duruşunla alakalı bir problemdir ya da sen o atarı sadece pazarlığı arttırmak için yapmışsındır. Neyse gerisi bizi ilgilendirmez. Sonuç olarak bu transfer de TS yönetiminin onayı ile yapılmış bir transfer. Kimsenin kimseyi bir yere kaçırdığı, kandırdığı yok.
Peki sinsi (!) Galatasaray, mert (!) Fenerbahçe’nin yaptığı neyi yapmamış olabilir? Mesela hiçbir Galatasaraylı oyuncu Avni Aker’de yedek kulübesinden tribünlere olta hareketi yapmamış. Mesela hiçbir Galatasaraylı oyuncu sahanın öbür ucuna taraftar girdi diye, bitmiş maçın ardından sahayı terk etmek yerine seyirciyi altına alıp tekme tokat dövmemiş. Ne yapmış Galatasaray seyircisi? 2013 yılında Trabzonspor’u kendi stadında aşağıdaki pankart ile karşılamış.

Ama anlaşılan Trabzonspor taraftarı kendisine örnek olarak Fenerbahçe seyircisini almış. 2014 yılında şampiyon olan Fenerbahçe taraftarları Bağdat Caddesi’nde GS Store’u ateşe verip yağmalamıştı. 2018 yılında ise Beşiktaş maçı için İstanbul’a gelen Trabzonspor taraftarları bu kez İstiklal Caddesi’ndeki GS Store’a saldırmış, ürünlere zarar vermiş ve içerideki müşterileri darp etmişti. Peki bu saldırılara karşı Galatasaray taraftarı ne karşılık verdi? Hiçbir şey. Nothing. Google orada, yapay zeka elinizin altında. Arayın bakalım bulabilecek misiniz bir şey?
Tamam Beşiktaş ve Trabzonspor açısından Galatasaray ve Fenerbahçe’ye baktık ama bir de son yıllarda yaşanan olaylar üzerinden bu iki kulübü karşılaştıralım.
İşte bu görüntüler de 2013’te oynanan Kadıköy’deki Galatasaray-Fenerbahçe maçı öncesinden. Isınma sırasında Drogba ve Eboue’ye muz sallayan Fenerbahçeliler.


Elbette 50 bin kişi içerisinde iki kişi bunları yaptı diye koca camia suçlanamaz ama bunlar olduktan sonra bu kişileri statlarına bir daha ömür boyu sokmamak yerine bu kişilerle basın toplantısı yapıp taraftarlarımız ırkçılık yapmamıştır aksine rakip takım oyuncularının tahriklerine rağmen herhangi bir uygunsuz hareketleri yoktur, ilgili muzlar da taraftarlarımızın mide rahatsızlıkları ile ilgilidir açıklaması yapınca suç artık organize bir hal alıyor.
Boğazın karşı tarafında durum bu iken; bu tarafta durum ne diye soracak olursanız. Google’a “Galatasaray taraftarından ırkçı hareket” yazdığınızda çıkan şeyler, tamamıyla Galatasaray’ın maruz kaldığı ırkçılıklar ve Galatasaray’ın ırkçılığa karşı gösterdiği tepkiler üzerine. Sütten çıkmış ak kaşık mı? Evet tam da öyle. Galatasaray stadında ırkçılığa uğramış bir tane bile futbolcu adı veremezsiniz. Ama bu topraklarda demek ki ırkçı olmamak sinsilik demek ki.
Irkçılık yok ama hiç mi uygunsuz bir davranışı yok Galatasaray taraftarının? Var bir iddia buna dair. Hemen anlatayım. Yıl 2018. Ali Sami Yen’de oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçında Koray Şener adlı Fenerbahçe taraftarı kalp krizi geçiriyor ve hastaneye kaldırılıyor. Bu olayın ardından ise FB taraftarları stadı terk ediyor. Koray Şener de kaldırıldığı hastanede hayatını kaybediyor. İşte tam bu noktada Fenerbahçe camiasının iddiası Fenerbahçeli seyircinin öldüğünü öğrenen Galatasaray taraftarlarının “Seni sevmeyen ölsün” şeklinde tezahürat etmesi. Olaya ilişkin hiçbir kayıt yok. Ne desek boş. İşte tam da bu yüzden gelin bu konuyu yapay zekaya soralım. Bakalım geçen 8 yılın ardından eldeki donelerle durumu nasıl değerlendiriyor?


Yapay zekanın eldeki tüm veri setine dayanarak verdiği kanaat bu. Peki bir de yapay zekanın yorumuna ihtiyaç kalmayan daha 2 ay önce oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçındaki Gökmen Özdenak’ın vefatı sebebiyle yapılan saygı duruşunda Fenerbahçe tribünlerinden yükselen sesi dinleyelim:
“Ölecek ölecek, öleceksiniz. Ananızın amını göreceksiniz.”
Gol sevinçlerinden sonra orasını burasını tutan Fenerbahçeli futbolculardan da bahsedecektim ama şu tezahürattan sonra gölgede kalacağı için oralara girip zaten uzun olan yazıyı daha da uzatmaya gerek yok. Allah bu mert (!) rakibi Beşiktaş ve Trabzonspor’dan mahrum etmesin ne diyelim.
Son olarak bir de şu tayfa var: “Son 10 yılda 5 kere, son 20 yılda 10 kere şampiyon olmuşsunuz, TFF sayesinde şampiyon oluyorsunuz, bir de üzerine şikayet ediyorsunuz tayfası.”
E o zaman son dönemdeki TFF yönetimlerini bir gözden geçirelim.
O kadar kayrılıyor ki Galatasaray, “Hayatımın sonuna kadar Galatasaray’ı asla affetmeyeceğim” diyen Nihat Özdemir 2019 yılında TFF Başkanı oluyor.
Öyle bir kayrılıyor ki Galatasaray, 2022’de TFF Başkanı olan Mehmet Büyükekşi o zamana kadar hiç VAR kayıtları açıklanmamışken ilk olarak Galatasaray lehine yapılan bir hata için bir hafta önceki BJK maçındaki hata ile birlikte VAR kayıtları ilan ediliyor ve bir kerelikti bu, başka hiçbir maça dair kayıtlar açıklanmayacak diyor. Galatasaray’a darbe vurmak için şimdilerin yılmaz Fenerbahçe savunucusu Beşiktaş da masaya meze yapılıyor.
Biter mi bitmiyor tabi ki. 2024 yılında da İbrahim Hacıosmanoğlu TFF Başkanı oluyor. “Ben burada olduğu sürece yabancı hakem gelmeyecek” diyen TFF Başkanı sadece ve sadece Galatasaray’ın kendi sahasında oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçı için yabancı hakem getirtiyor. Sonra yine bir yerlerden tanıdık bir ifade ile sadece bir kerelikti o diyor. Süper Kupa finalinden çekilen Fenerbahçe’yi ertesi sene Türkiye Kupası’ndan men etmesi gerekirken, biz Türkiye Kupasına katılmayacağız diyen Fenerbahçe’nin ayağına gidip katılım için Fenerbahçe’yi ikna ediyor.
Ama Hacıosmanoğlu bölüm sonu canavarı gibi yetmiyor da yetmiyor. Her takımın hakem isyanına hak verip yöneticilerin hatalara isyan etmesi normal, onları cezalandırmayacağız açıklamalarından dolayı, hata yapan hakemlere de yaptırım uygulayacağız derken, Galatasaray hakem hatasından isyan edince TFF resmi Twitter hesabından yayınlanan mesaj şu oluyor: “Futbol ayak oyunu değil, bir spordur.”
TFF’ye baktık bir de MHK’ye bakalım. Gelelim hakem hatalarına. Bu sene ülkede iki infial yaratan pozisyon oldu Galatasaray kayrılıyor diye kıyamet kopartılan. Birisi Galatasaray-Samsunspor maçının son dakikasındaki Galatasaraylı Kazımcan’ın eline çarpan top. Pozisyonun özellikle uzatmalarda olması nedeniyle kıyamet koptu. Ama o da ne, akşamına bu yıl oynanan maçlarda buna benzer hiçbir pozisyona penaltı verilmediği ortaya çıktı teker teker. Hatta ilahi adalet aynı pozisyon aynı hafta oynanan Türkiye’deki bir maçta, Avrupa’daki iki maçta da oldu ve tabi ki hiçbirine penaltı verilmedi. Türkiye’deki maçları yorumlayan yabancı hakemlerin hiçbiri pozisyona penaltı demedi.
Bir diğer pozisyon Galatasaray-Beşiktaş maçında Sane’nin kırmızı kart pozisyonu. Sane zaten ikinci yarı atılmış ama tüm isyan neden ilk yarı atılmadı diye. Pozisyon sarı da olabilir kırmızı da evet. Hatta oyuncu sağlığı açısından bence de kırmızı verilmeli. Ama bu tür pozisyonlara Türkiye’de hep sarı verilmiş. Pozisyonun aynısı ilk yarıdaki Galatasaray-Fenerbahçe maçında olmuş. Skriniar Sara’nın aynı şekilde ayağına basmış. Pozisyona sarı kart verilmiş. Hatta pozisyonun aynısı o hafta Chelsea-Arsenal maçında da olmuş ve ESPN bu iki pozisyonu konu etmiş, İngiltere’de kırmızı iken Türkiye’de neden sarı diye.
Pozisyonun aynısı başka bir derbide de olmuş. Trabzonspor-Beşiktaş maçında aynısını Orkun rakibine yapmış. Netice sarı kart. Hangi Orkun diye soracak olursanız şu Beşiktaş-Galatasaray maçında Uğurcan sakatlandığı için top taca atılınca arkadaşlarını topu geri vermeyin hücum edin diye uyaran Orkun. Neyse sarı kart mı kırmızı kart mı tartışmasına dönecek olursak. Pozisyonun hakkı kırmızı, GS’ye karşı olursa sarı, başka derbilerde olursa sarı ama faulü yapan Galatasaray olursa ve kırmızı çıkmazsa Galatasaray zaten kollanıyor, bir yapı var ama kim ne bilmiyoruz, kesin bir şeyler var, bulacağız.
Daha da uzatırız yazıyı ama buraya kadar sayılanlardan ikna olmayanlar bundan sonrasında yazılacaklardan da ikna olmaz elbet.
Ben bir Galatasaray taraftarı olarak Galatasaray ve Fenerbahçe ayrımını birinin sarı-kırmızı diğerinin ise sarı-lacivert renklere sahip iki İstanbul kulübü olarak yüzeysel bir şekilde yapılabileceğini düşünmüyorum. İki takımın temsil ettiği değerler dikkate alındığında biri siyahı biri beyazı temsil ediyor. Peki ama diğerleri neden Galatasaray’ın karşısında? Nihayetinde söyleyeyim. Bu topraklarda hiçbir başarı cezasız kalmaz. Hiçbir idealist sürüden ayrıldığına pişman edilmeden toprağa girmez.
Ülkesine ait uçak üretip memleketine hizmet etmek isteyen Vecihi Hürkuş’tan tutun, ilk koronovirüs aşısını yapmak için laboratuvarına kapanan Ercüment Ovalı’ya, amacı Türk olmayan takımları yenip bu ülkenin göğsünü kabartmayı destur edinmiş Galatasaray’a.. Kim bu topraklarda fark yaratmaya çalışırsa bedelini ağır öder. Galatasaray’a olan da bu. Ne bir eksik ne bir fazla.




Yorumlar